Blogun Amaci

Merhaba Arkadaslar,

Bu blog Ege Universitesi Biyomuhendislik Bolumu'nde okuyan ya da okumak isteyen arkadaslarimizin soru ve sorunlarina yardimci olabilmek, bir paylasim ortami olusturularak deneyimleri gelecegin Biyomuhendisleri'ne aktarabilmek uzere nacizane bir hafiza olusturabilmek amaciyla acilmistir. Yorumlar, sorular vs. herturlu paylasimi dile getirmek bazinda herkese aciktir. Yararli olmasi dilegiyle,

Rukan Genç, Ph.D
Biyomuhendis

Post Doc. UNAM, Bilkent

30 Mart 2008 Pazar

Matematik Koyu

Sevgili Dostlar,

Sirince'de gecen yaz insaatina basladigimiz Matematik Koyu'nun insaati nerdeyse bitmek uzere, bir aylik isi kaldi.

Bir saheser cikiyor ortaya. Bu kisisel bir dusunce degil, her goren bayiliyor.

Internet sitemizde (www.matematikkoyu. org) birkac fotograf var. Fotograflar biraz eski. Birkac gun icinde fotograflari guncelleyecegim.

Pek yakinda koy kahvesi, koy cesmesi, koy meydani da olacak. Bu yil paramiz cikismadi ama seneye bir havuza kavusacagiz. Yollari da tasla doseyemedik. Olsun... Toprak yol da guzel.

Yaz basinda heykel bolumunden ogrenciler koyun sagina soluna heykeller yapacaklar.

Plastigin, ucuzlugun, bayagiligin, yapayligin, gosterisin, kirliligin zerresi bulunmayan, herkesin ozgurce yasadigi, kutuphane sessizliginde bir koy olacak.

Gecen yaz yatak kapasitemiz 46'ydi. Onumuzdeki yaz 70'in uzerine cikacak. Cadirlari da katarsak koyumuz ayni anda 100 kisiyi barindirabilecek.

Ve gecen yaz sadece 1,5 ay matematiksel etkinlik yapabilmistik. Kisaydi ama tek kelimeyle muhtesemdi, genclerin calisma sevki goz yasarticiydi. Bu genclerle sirtimiz yere gelmez. Ben sahsen cok umutluyum gelecekten.

Onumuzdeki yaz Anadolu'nun dort bir kosesinden yuzlerce genc akin akin matematik yapmaya gelecek. Hocalarimizin bir kismi yurtdisindan, kimi ogretmek kimi arastirma yapmak icin orada bulunacak. Liseden en yuksek seviyede arastirmaya kadar herkes ayni anda matematik yapacak. En az uc ay surecek kamp. Bir sonraki yil ilkogretim duzeyinde ogrenci de kabul edecegiz.

Yuz kisinin gece gunduz matematik yaptigi bir koy dusunebiliyor musunuz? Kimine urkutucu gelebilir... Cesit cesit insan var yeryuzunde!

Nesin Vakfi, dunyada bir ilki gerceklestirmenin keyfini yasiyor, onurunu tasiyor.

2007 Eylul ayinda Matematik Koyu hakkinda bir dost mektubu yazip yaymistim. Asagiya ekledigim o mektubumda 1000 YTL bagista bulunanlarin adlarini Koy'de mermer bir plakaya yazacagimizi duyurmustum. Insaatin bitmesi icin 300.000 YTL gerektigini de eklemistim. Istedigimiz rakama ulasamadiysak da sonuc pek fena degildi, 180.000 YTL civarinda topladik. Tum destekcilerimize Nesin Vakfi ve matematik adina cok tesekkur ederim.

Bunlar iyi haberler. Kotu haber: Insaatin sonunu getirecek paramiz kalmadi. Yaz da geldi gelecek. Biliyorum, bir cogunuz bagista bulundu. Ricam bagista bulunanlara degil.

Matematik Koyu icin ozel olarak actirdigimiz banka hesaplarimiz:

Nesin Vakfi, Ýþ Bankasý Parmakkapý Þubesi: (1042) 0687054

Nesin Vakfi, Vakýfbank Çatalca Þubesi: (237) 158007272068355


Bu mesajimi yakin cevrenize dagitirsaniz aydinlanmanin ana ogesi olan matematige buyuk katkiniz olacaktir.

Yazin koyumuze bekleriz... Parmak uclarinda yurumeniz kosuluyla...

Nesin Vakfi'ndan sevgiler, saygilar.

Ali Nesin (www.nesinvakfi. org, www.matematikkoyu. org)


Eylül 2007

http://www.nesinvakfi.org/mk.html

25 Mart 2008 Salı

Metis Biyoteknoloji

Genel Bakış

Yenilikçi Teknolojiler
Biyoteknolojideki gelişmeler, bilişim ve iletişim alanındaki ilerlemelerin eşliğinde ivmelenerek günümüzde DNA/RNA gibi yapı taşlarını ilaç haline getirebilecek endüstriyel uygulamalar noktasına kadar ulaşmıştır. Metis Biyoteknoloji geleceğin en önemli teknolojileri arasında kabul edilen biyoteknoloji alanında Türkiye' de kurulmuş olan ilk şirketlerdendir ve ürettiklerini ihraç edebilen tek ulusal özel kuruluştur. Böylesine hızlı teknolojik ilerlemelerin olduğu bir ortamda Metis, paylaşımcı yaklaşımı ile yeniliklerin yanısıra esnek, açık ve rekabet edebilir endüstriyel ürünler ve hizmetler ortaya çıkarmakta, toplum ve müşteri ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Metis' in innovatif DNA ve RNA analiz ürünleri ve hizmetleri; hastalık araştırmaları, ilaç ve moleküler test geliştirmelerine katkılarda bulunmaktadır.

Devami icin : http://www.metisbio.com/aboutus_tr.php?id=1

Pak Biyoteknoloji Merkezi

Pak Biyoteknoloji Merkezi, 1988 yılında
Pakmaya müşterilerine daha kaliteli, daha
dayanıklı ve değişen ihtiyaçlara cevap veren
yeni ürünler sunabilmek amacıyla kuruldu.
İki araştırma laboratuvarı, bir pilot tesis ve bir
çevre teknolojisi laboratuvarı içeren
merkezde, doçent, doktor ve yüksek lisanslı
araştırmacılardan oluşan uzman bir kadro
çalışmaktadır.

Kimya, bilgisayar, makine,
elektrik, elektronik ve çevre mühendisliği,
mikrobiyoloji, biyokimya ve moleküler biyoloji
gibi farklı disiplinlerden gelen bu araştırmacılar,
ortak projeler üretmekte, ekip çalışmasının
yarattığı sinerji ile ürün ve proses geliştirme
ve yeni ürün elde etme konusunda
çalışmalarını sürdürmektedirler.

Kaynak: http://www.pakmaya.com.tr/bizkimiz/pak_bioloji.htm

24 Mart 2008 Pazartesi

ÇOCUKLARIMIZIN GELECEĞİNİN KARARTILMASI SUÇUNA ORTAK OLMAYACAĞIZ

Uluslararası Sermayenin ve onların temsilcisi olan hükümetlerin tüm dünyada işçi ve emekçilerin haklarını geriye götürecek yasa paketleri hız kesmiyor. Pek çok ülkede Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortasında “Reform” adı altında işçi ve emekçilere dayatılan kazanılmış hakların gaspıdır. İşçi ve emekçiler her yerde hükümetlerin kazanılmış hak gasplarına karşı direnmekte ve mücadele etmektedirler. En son Yunanistan’da, Macaristan’da işçi ve emekçiler Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasa tasarılarıyla gelen saldırı paketine karşı mücadeleye devam etmektedirler.

Ülkemizde de AKP hükümeti iki yıldır Genel Sağlık Sigortasında “reform” aldatmacasıyla işçi ve emekçilerin haklarını geriye götürmeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda çıkardığı yasalarla ve hazırladığı tasarılarla toplumu oyalayarak, yasanın geçişini zamana yayarak hak gaspını kanıksatmaya çalışmaktadır. Toplumdan hayır sesleri yükseldikçe yasanın yürürlük süresi ertelenmektedir. “Sizi etkilemiyor” diyerek çocuklarımızın geleceğini karartmaya onay vermemizi istemektedir. Yasa tasarısına itiraz edenleri, yalancılıkla, cahillikle suçlayarak aslında hak gaspında ne kadar kararlı olduklarını göstermektedirler.

13-14 Mart’ta kazanılmış haklarımızın geriye götürülmesine izin vermeyeceğiz diyen Emek Platformunun en güçlü destekçisi olduk olmaya da devam edeceğiz. Emek Platformunun bu yasa tasarısında itiraz ettiği tüm maddelere tereddütsüz katılıyoruz ve bu maddelerin kesinlikle pazarlığa açılmayacağına inanıyoruz.

Bizler, 1999 yılında deprem enkazından çıkan canlarımızın acısıyla yanıp tutuşurken dönemin hükümeti 7.000 gün ve 58-60 yaş kriterlerini işçi ve emekçilere dayatmıştır. Şimdi geldiğimiz noktada geçmişini unutanlar, 7.000 gün ve 58-60 yaşı kazanılmış hak olarak savunmaktadırlar. Bu yaklaşım yanlıştır. Biz işçi ve emekçilerin hükümetten alacağı vardır. Haklarımıza ilişkin savunma noktamız 1999 yılından öncesidir.

Hükümet hem topluma kendi kriterlerini dayatmakta hem de sıkıştığı noktada “orta noktada buluşabiliriz”, “diyaloga açığız” vb. yaklaşımı ile kamuoyu oluşturmaya çalışmaktadır. Hükümet, getirdiği kriterleri bize kabul ettirerek, kendi ellerimizle geleceğimizi karartmamızı istiyor. Çocuklarımızın haklarını kendi ellerimizle gasp etmemizi istiyor. Hükümet suça ortak bulma arayışındadır. İnanıyoruz ki, Örgütlerimiz ve Başkanlarımız bu suça ortak olmayacaklardır.

Bu yasa ile gelen saldırılar ancak 13-14 Mart kararlılığı ve ruhuyla çöpe gönderilebilir. Bizler Türk-İş’e Bağlı İstanbul Şubeleri Platformu olarak Konfederasyonumuzun ve diğer Emek Platformu bileşenlerinin kararlı duruşunu devam ettireceğine inanıyoruz. Emek Platformunun Hükümet yetkilileri ile yapacağı görüşmede örgütlerimizin yanındayız demek için, Kadıköy’de İskele Meydanında ve Aksaray Metro önünde saat 17.00’da oturarak destek olacağız. Kamuoyuna saygıyla duyurulur!

TÜRK-İŞ’E BAĞLI İSTANBUL ŞUBELER PLATFORMU

23 Mart 2008 Pazar

Deloitte Turkiye

Hakkımızda

Türkiye'de 1986 yılında çalışmalarına başlayan Deloitte, bugün İstanbul ve Ankara'da konularına göre faaliyet gösteren aşağıdaki üç şirket yaklaşık 900 kişilik kadrosuyla profesyonel hizmetler sunmaktadır:

Deloitte Danışmanlık A.Ş.
DRT Bağımsız Denetim ve Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik A.Ş.
DRT Yeminli Mali Müşavirlik ve Bağımsız Denetim A.Ş.
Bu şirketler Denetim ve Muhasebe, Finansal Danışmanlık, Vergi Danışmanlığı, Yönetim Danışmanlığı ve Kurumsal Risk alanlarında hizmet vermektedir.

Deloitte, kamu ve özel sektör kuruluşları ile beraberce yürüttüğü sektörel yeniden yapılanma ve düzenleme, süreç tasarımı, organizasyonel tasarım ile bilgi sistemlerinin tasarlanması ve geliştirilmesi bileşenlerini içeren çalışmaları ile ülkemizde kurumsal gelişim projelerine imza atan ilk firma olmuş.

Calistiklari sektorlerden biride Saglik ve Ilaç Endustrisi:

Deloitte Sağlık ve İlaç Endüstrisi grubu, bioteknoloji, telemedicine, genomics ve tüketicilerin daha talepkar olması sonucu hızla değişen bu sektörde aynı dinanizm ile hızla büyümektedir. Bu değişim rüzgarları, müşterilerimizin stratejilerini tekrar tekrar gözden geçirmeleri sonucunu doğurmaktadır. Deloitte’nin bu değişimleri algılama ve entegre çözüm üretebilme yetkinliği bizleri bu endüstride öncü konuma oturtmuştur.

Kaynak:
[1]http://www.deloitte.com/dtt/home/0,1044,stc%253DHOME%2526lid%253D19,00.html
[2]http://www.deloitte.com/dtt/section_node/0,1042,sid%253D83386,00.html

“Türkiye’de Biyoteknoloji İşbirlikleri”

Bugday
14/07/2006


--------------------------------------------------------------------------------
Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD), “Türkiye’de Biyoteknoloji İşbirlikleri” başlıklı raporunu, 22 Haziran 2006 tarihinde, Dedeman Oteli’nde düzenlediği bir toplantı ile kamuoyuna duyurdu. Rapor, Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyeleri Prof. Dr. Hüveyda Başağa ve Dr. Dilek Çetindamar tarafından hazırlandı.
--------------------------------------------------------------------------------
Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD), “Türkiye’de Biyoteknoloji İşbirlikleri” başlıklı raporunu, 22 Haziran 2006 tarihinde, Dedeman Oteli’nde düzenlediği bir toplantı ile kamuoyuna duyurdu. Rapor, Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyeleri Prof. Dr. Hüveyda Başağa ve Dr. Dilek Çetindamar tarafından hazırlandı.

Çalışmada özetle şu görüşler yer alıyor:

İster savunucusu olalım ister karşıtı, biyoteknoloji günlük hayatımızı etkileyen ve etkisi hızla artacak olan jenerik bir teknolojidir. Unutulmamalıdır ki, birçok sektörü olumlu ya da olumsuz açıdan etkileyecek ve yeniden yapılandıracak, bebeklikten başlayarak insanların sağlığına ve yiyeceğine etkide bulunarak yaşam biçimlerini ve anlayışlarını etkileyecek, ama öte yandan biyoterör gibi ne zaman ve ne şekilde ortaya çıkacağı belli olmayan tehlikelere de yol açabilecek bir teknolojiden söz ediyoruz.

Bu raporun amacı, biyoteknolojinin “ulaşılmaz” olmadığının altını çizerek, bu alanda çalışanların dışında kalanların ilgisini konuya çekmek, farkındalık yaratmak, bilgilendirmek ve bu teknolojinin paydaşlarını “birlikte neler yapabiliriz” konusunda düşünmeye yöneltmektir.

Türkiye gibi bir ekonomide biyoteknolojinin uzun dönemli ekonomik, sosyal, çevresel etkileri olacağı açıktır; o yüzden bu teknolojiyi anlamak ve daha da önemlisi “yönetmek” gerekir. Türkiye için rekabet gücü yaratırken bir yandan da sürdürülebilir ve herkes tarafından kabul edilen bir kalkınma modeli oluşturmak gerekir.

Dünyada ve Türkiye’de Durum
Biyoteknoloji gittikçe global bir endüstri haline gelmektedir. Dünyada modern biyoteknoloji alanında faaliyete olan 4 binden fazla şirket vardır, bu firmaların ciroları 2004 yılı itibariyle 65 milyar dolara ulaşmıştır. Endüstride ABD’nin daha önde olmasına karşın Avrupa ve Asya şirketleri de bu yarışa katılmaktadır. Gelişmiş ülkelerin biyoteknoloji pazarları yıllık % 17 büyürken Asya’da bulunan gelişmekte olan ülkelerde büyüme % 36’dır.

Türkiye’de Biyoteknoloji Şirketleri Türkiye’de biyoteknoloji alanında faaliyette bulunan şirketler 2000 yılında yayımlanan TÜSİAD biyoteknoloji raporunda 50 iken 2005 yılında bu sayı 90’a ulaşmıştır. Bu gelişme ülkemizde ciddi bir artış olduğunu göstermektedir ama bu sayılarla hâlâ çok küçük bir biyoteknoloji kümeleşmesine sahip olduğumuz ortadadır. Satışları bir yana bırakıp sadece firma sayılarına bakarsak, 70 milyon nüfuslu Türkiye’de 100’den az firma varken, 5 milyonluk Finlandiya’daki biyoteknoloji firmalarının sayısı 68’i bulmaktadır.

Ama firma sayılarındaki artışın sevindirici bir yanı vardır, 2005 yılı itibariyle faaliyette olan firmaların beşte biri son beş yıl içinde kurulan yeni şirketlerdir. Bu canlanma ekonomik anlamda oldukça olumludur. Canlanmanın esas olarak enerji, çevre ve sağlık alanında olduğu gözlenmektedir. Sağlık firmalarının da çoğu medikal alandadır. Önemli bir gelişme, teknoparklarda faaliyet gösteren çok sayıda biyoteknoloji firmasının kurulmuş olmasıdır, teknopark şirketlerinin % 20’si biyotek firmalarıdır. Bu da teknoloji üreten firmalara ev sahipliği yapan teknoparkların önemli bir görevi üstlendiğini göstermektedir.

Yaptığımız anketle biyoteknoloji alanında faaliyette bulunan firmaların bir profili çıkartılmaya çalışılmıştır. Bu anketten ortaya çıkan en çarpıcı konular üç grupta özetlenebilir.

Birinci konu finansmandır. Hem kuruluş hem de gelişme aşamalarında firmaların en önemli sorunu finansmandır. Firmalar ana finansman kaynaklarının aile ve yakınları olduğunu ifade etmiştir. Bunu % 34 ile bankalar izlemektedir. İlginç bir gösterge şudur: Firmaların dörtte biri iş yaptıklarışirketlerden mali destek aldıklarını söylemişlerdir. Bununla birlikte Ar-Ge için gerekli finansman konusunda firmaların % 60’ının devlet kaynaklarından faydalandıkları ortaya çıkmıştır. Biyoteknoloji konusunda çalışan firmalara finansal destekler TÜBİTAK-TEYDEB ve TTGV’den gelmektedir. Bu iki kurumun dağıttığı bütün kaynaklardan biyoteknolojiye giden kısımların oranısırasıyla % 7,2 ve % 3’tür.

İkinci konu bilimsel çalışmaların ticarileştirilmesidir. Ankete katılan firmalar Ar-Ge çalışmalarında Türkiye ortalamasına göre oldukça iyi bir performansa sahip oldukları halde, patent sayıları oldukça azdır. Bütün firmaların Ar-Ge ortalaması% 1,5’tur, ayrıca da firmaların dörtte biri 2004 yılında bütçelerinin % 10’unu Ar-Ge’ye ayırmaktadır, oysa Türkiye ortalaması % 0,6’dır. Firmaların % 60’ında patent faaliyeti yürütülmektedir ve bu firmaların % 82’sinde beş veya daha az patent vardır. Firmalara sorulduğunda, buluştan satışa kadarki süreçte yaşanan ticarileştirme sırasında karşılaşılan en önemli sorunun şirketlerin % 72’sinde pazarlama, % 40’ında finansman ve % 28’inde maliyetler olduğu görülmüştür. Dolayısıyla ticarileştirilme konusunda sorunların yaşandığıortadadır.

Üçüncü konu işbirlikleridir. Yetkinlik kazanmada bahsedilen kaynaklardan biri olan araştırmacılarla işbirlikleri şirketlerin % 67’si tarafından en önemli ilişki olarak ifade edilirken, ikinci sırayı müşteriler almaktadır (% 60). Üçüncü önemdeki işbirliği ortağı üniversiteler (% 53), dördüncüsü ise tedarikçilerdir (% 50). Müşteri veya tedarikçi olan diğer firmalarla işbirliklerine giren firmaların yarıya yakını işbirliği olarak Ar-Ge yaptıklarını, üçte biri ise finansman desteği sağladıklarınıbelirtmiştir. Bu oldukça önemli bir göstergedir, çünkü firmaların kuruluş ve büyüme aşamalarında en önemli sorunun finansman olduğu düşünülürse ankete katılan firmaların diğer şirketlerle işbirliklerinin ne kadar ciddi bir sorunu çözmeye yönelik olduğu görülür. Üniversitelerle yapılan işbirliklerinin ana sebebi Ar-Ge yapmaktır.

“Biyoteknoloji konusunda Türkiye çapında neler yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz?” sorusuna verilen cevaplara göre firmalarca çok önemli görülen üç konu vardır: 1) finansal desteklerin oluşturulması, 2) hem araştırma hem de şirketlerde Ar-Ge’nin arttırılması ve 3) biyoteknoloji şirketlerinin kurulmasının teşvik edilmesi. İkincil derece önemli görülen ve firmaların yarıya yakınıtarafından sözü edilen iki konu ise: patent/mülkiyet haklarının etkin bir biçimde korunması ile teknoloji transferini arttırmak ve var olan teknolojilerin verimli kullanılmasınısağlamaktır.

Türkiye’de Biyoteknoloji KurumlarıTÜBA raporuna göre Türkiye’de biyoteknoloji alanlarında faaliyet gösteren toplam 137 araştırma birimi vardır. Bu birimlerde araştırmacı/uzman sayısı oranı 15 dolayında olup gelişmiş ülkelerdeki benzer birimlerde gözlenen 30-60 sayılarıyla karşılaştırıldığında çok da kötü değildir. Asıl sorun patent ve benzeri ürünlerdeki verimlilik konusundadır, mevcut veriler ülkemizdeki biyoteknoloji araştırmalarının henüz teknoloji üretme kaygısı taşımadığı izlenimi vermektedir. Bunu yapmanın en önemli yollarından biri işbirlikleri olacaktır.


İşbirlikleri

Biyoteknoloji alanında başarılı ülkelerde coğrafi yoğunlaşma/kümeleşme vardır. Bunun temel nedenleri arasında biyoteknolojinin ağırlıklı olarak yazılı olmayan bilgiler de içeren yeni ve disiplinlerarası yapısı başta gelmektedir. Biyoteknolojinin doğası gereği kişisel bağlantıların, imgelerin ve yoğun etkileşimlerin yaşandığı bilgi ortamlarına ihtiyaç duyulur. Bu yüzden dünyanın önde gelen araştırma kuruluşları ve şirketleri düzenli olarak bölgelerinde bulunan diğer kurumlarla yoğun işbirliklerine gitmekte ve “kritik kütle”yi oluşturmaktadırlar. Biyoteknoloji sisteminin başarılıolması için sadece bilimsel bilginin varlığıyetmez, güçlü ve aynı zamanda çeşitlilik içeren endüstriyel yapıya ve destek kuruluşlarına ihtiyaç vardır ve bunu oluşturacak olan kümelerin/sistemlerin kurulması gerekir.

ABD ve Avrupa’daki biyoteknoloji kümeleri arasında yapılan karşılaştırmalar sonucunda ortaya çıkan en önemli farkların başında, ABD’de çok sayıda ve nitelikte hem sermaye/finansman organizasyonu hem de araştırma kuruluşunun olması gelmektedir. Üstelik bu kurumlar arasında ciddi işbirlikleri bulunmaktadır. Dünya çapında gittikçe artan oranlarda gerçekleşen işbirliği anlaşmaları ve şirket birleşmeleri, biyoteknoloji alanında da yaşanmaktadır. 1990-2000 arasını kapsayan 10 yıllık dönemde 9 bine yakın biyoteknoloji işbirliği yapılmıştır, bunların yarısı son iki yıllık (1998-2000) dönemde gerçekleşmiştir.

Uluslararası ortaklıkların ve işbirliklerinin önemi, gelişmekte olan ülkelerde de biyoteknolojinin gelişimi açısından oldukça büyüktür. Bu duruma en iyi örnek Hindistan ve Küba’dır. Bu iki ülke başlangıçta özellikle “ileri” düzeyde modern biyoteknoloji üreticisi olmamakla birlikte klasik alanlarda önemli beceriler geliştirmişlerdir. Son yıllarda ise modern biyoteknoloji alanlarında faaliyette bulunmaktadırlar. Bu iki örnekte görüldüğü gibi, gelişmekte olan ülkelerin biyoteknoloji konusunda herhangi bir atılım yapabilmesinin yollarından biri, kolay ve rahatlıkla yapılacak teknoloji alanlarına ve o alanlardaki uygulamalara yoğunlaşmak olacaktır. Bu strateji hem onların kendilerine güvenlerini arttıracak, hem somut sorunların çözülmesi insanları mutlu edecek, hem de bilimsel çalışmaların ekonomik ve sosyal alandaki olumlu etkileri sayesinde bilimsel faaliyetler artacaktır.

Sonuç

Türkiye genel olarak bilim ve teknoloji geliştirilmesi ve uygulamasında zayıf konumdadır, dolayısıyla biyoteknoloji de bir istisna değildir. Bununla birlikte, TÜBA çalışmasında belirtildiği gibi, yetişmiş insan ve mevcut merkezler açısından performansı hiç de kötü değildir. Kritik kütlenin oluşabilmesi ve biyoteknoloji alanında kümeleşmenin yaratılarak “değer zinciri”nin işlemesini sağlayacak, arz ve talebin dengeli ve ilişkili şekilde karşılanacağı bir eko-sistemin kurulmasına ihtiyaç vardır. Başka bir deyişle un-yağ-şeker vardır, sıra helvayı yapmaya gelmiştir. Bunu ise biyoteknoloji inovasyon sisteminin paydaşlarının yapması gerekmektedir. Bu yüzden raporumuz işbirlikleri konusu üzerinde durmuş ve öneriler geliştirmiştir.

Türkiye’nin biyoteknolojiyi ciddiye alarak biyoteknolojiye dayalı ve değer yaratan bir kümeleşme yaratabilmesi/kritik kütle oluşturması için yapması gereken sekiz ana konudaki önemli adımlar şunlardır:

1) Araştırma konusunda yapılması gerekenler:

. • Ülke kaynakları ve rekabet koşulları göz önüne alınarak strateji ortaklık noktalarının saptanması;

. • Ülkenin ihtiyaç duyduğu Ar-Ge ihtiyaçlarının saptanması (TÜBİTAK ve TÜBA çalışmalarının yaygınlaştırılması bu yüzden önemlidir);

. • Genetik sağlık bilimleri için ortak bir platform oluşturulması;

. • İlaç üreticileri arasında Ar-Ge ilişkilerinin kurulması.



2) İnsan kaynakları konusunda yapılması gerekenler:

. • Teknik yeteneklerin ve girişimcilik bilgisinin geliştirilmesine yönelik eğitim verilmesi (özellikle de moleküler biyoloji, mikrobiyoloji, organizasyonel ve yönetsel konular, uluslararasıticaret, biyoteknolojik gıdaların ve başka ürünlerin güvenlik açısından değerlendirilmesi ile ilgili eğitimler);

. • Üniversite-sanayi arasında yetkin insan değişimi;

. • Sivil toplum örgütlerinin aktif hale gelmesi.



3) Altyapı geliştirmek için gerekenler:

. • Ortak test laboratuarının kurulması ve bilgi merkezinin açılması;

. • Biyoteknoloji eğitim merkezinin açılması;

. • Araştırma merkezlerinin açılması;

. • Klinik testlerin yapılacağı biyokimya merkezlerin kurulması;

. • Üniversitelerde akreditasyon sistemi kurulabilmesi ve sertifika verilebilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması;

. • Bölgelerarasıportal kurularak etkileşim ve iletişim ortamıoluşturulması.



4) Teknoloji transferi ve ticarileştirme ile ilgili olarak yapılmasıgerekenler:

. • Bölgesel kuluçkuların kurulması;

. • Pazara ulaşma, pazar yönetimi ve girişimcilik eğitimi verilmesi;

. • Fikri mülkiyet hakları konusunda duyarlılık oluşturulması;

. • Küçük ve orta ölçekli firmaların desteklenmesi;

. • Pazar araştırmasının yapılması;

. • Uluslararası biyoteknoloji alanındaki mevcut teknolojilerin (örneğin Taq polimeri gibi özel protein üretiminde kullanılan “recombinant” organizmaların) endüstriye transferinin yapılması.



5) Regülasyonlar/yasal düzenlemeler alanında yapılmasıgerekenler:

. • Politika geliştirilmesi (örn. güvenlik);

. • Stratejik planlama yapılması;

. • Standartların geliştirilmesi;

. • Yeni ürün geliştirme, tasarım ve pazarlama teşvikleri oluşturulması;

. • Devlet kamu alım politikalarının üniversite-sanayi işbirliğini özendirecek şekilde düzenlenmesi.



6) Bilgiye ulaşım konusunda yapılması gerekenler:

. • Ülke çapında kişilerin bilgilendirilmesi;

. • İletişim planlarının yapılması;

. • En ucuz ve en etkin yöntemlerden olan elektronik iletişim kurularak biyoteknoloji konularında çalışanların/ilgililerin bir araya getirilmesi;

. • Biyoteknolojiye yönelik yayınların başlatılması;

. • Toplantı, seminer vb sürekli yerel oluşumlar sağlayacak (kooperatif gibi) mekanizmaların kurulması;

. • Biyoteknolojiyle ilgilenen üniversite ve sanayi kuruluşlarına yönelik bir veritabanıhazırlanması;

. • TPE (Türk Patent Enstitüsü) veritabanın online olarak oluşturulması;

. • Bilginin Iinternet ortamına taşınması (biyoteknoloji portali kurulması);

. • TÜİK’in belli etkileşimlerle bilgi aktarımını organize etmesi.



7) Şirket kuruluşlarının fonlarla desteklenmesi konusunda yapılmasıgerekenler:

. • Yatırımcılar ile proje sahiplerini bir araya getiren enformasyon ağıbankasının oluşturulması;

. • Risk sermayelerinin oluşturulması;

. • Vergi muafiyeti ve ayrıcalık sağlanması;

. • Yeni ürün geliştirme, tasarım ve pazarlama teşvikleri oluşturulması;

. • Şirketlerin “grant” verebilmeleri için gerekli düzenlemelerin yapılması;

. • Döner Sermaye Sistemi’nde biyoteknolojiye özel yönetmeliklerin yeniden düzenlenmesi;

. • Mali fon oluşturulmasına ve kullanılmasına yönelik düzenlemelerin yapılması;



8) Özel sektör bağlantılarının kurulması konusunda yapılmasıgerekenler:

. • Üniversite-sanayi işbirliği desteklerinin oluşturulması ve yaygınlaşmasının sağlanması;

. • Üniversite öğretim görevlilerinin teknoparklarda çalışmalarının kolaylaştırılması.



Özetlenen öneriler içinde bu raporun vurgulamak istediği, özellikle işbirlikleri konusudur. Başka bir deyişle: Kamu öncülüğünde ve özel sektör desteğiyle, biyoteknoloji alanında araştırmaların ekonomik değere dönüşümünü sağlayacak enstitüler ve araştırma kuruluşları oluşturmak ve bunları etkin olarak işletmek gerekir.

Drug Discovery Courses (South San Francisco, CA, USA)

Fluorescence Assays in Drug Discovery
All day 8 September and morning of
9 September 2008

What will I gain by attending ?

Master the basic concepts of fluorescence at the level required to understand fluorometric assays and instrumentation.
Become familiar with the application of fluorometric assays to the major classes of pharmacological targets.
Understand the basis and applications of advanced methods such as fluorescence imaging, fluorescence polarization, time-resolved energy transfer, and fluorescence-fluctuation spectroscopy.
Learn the important types of interferences in fluorometric assays.
Discover where to find more advanced information, using the extensive list of references provided.
Fluorescence course topics:

Fluorescence fundamentals
Labels and labeling chemistries
Instrumentation
Interferences and limitations
Survey of principal fluorescence methods
Biochemical and cellular applications


Enzyme & Binding Assays in Drug Discovery
Afternoon of 9 September and all day
10 September 2008
What will I gain by attending ?

Master the basic concepts underlying enzyme and binding assays
Learn how applications in drug discovery sometimes dictate assay optimization and interpretation which differ from textbook recommendations
Learn how best to extract the information you need from your assays
Enzyme & Binding course topics:

Enzyme kinetics
Enzyme inhibition: Competitive, noncompetitive, uncompetitive, irreversible, and promiscuous
Multiple-substrate enzymes
Binding equilibria and kinetics
Deviations from classical textbook behavior
Optimizing enzyme and binding assays for primary vs. secondary screening
Understanding mechanisms and extracting information from your data
Discussion of commercial data-analysis and simulation software
Case studies, including receptor binding, kinases, and proteases

Kaynak: http://www.selectbiosciences.com/conferences/Owicki_ICT2008/

Gene Expression Course (13:30—17:00, 6 May 2008, Barcelona)

This course will be held prior to the Advances in Microarray Technology Conference.

Topics and Course Organisation

Gene expression studies using DNA microarrays

1. Experimental design:
a. Single vs Dual channel considerations
b. Descriptive and ‘fishing’ studies
c. Systems biology / functional genomics studies

2. Platforms:
a. ‘Home made’ arrays
b. Affymetrix
c. On-slide synthesized oligoarrays (such as Agilent and Nimblegen)

3. Production and labeling of the target:
a. Quality control issues
b. Labeling methods
c. Amplification

4. Hybridization conditions influencing performance, sensitivity, and specificity.

5. Optimal image acquisition and extraction.

6. Data analysis.

7. Data management, publication / validation issues, and MIAME compliance

Kaynak: http://www.selectbiosciences.com/conferences/Saunders_AMT2008/Index.aspx?utm_source=SBTrngFeb08

Genotyping Course (13:30—17:00, 6 May 2008, Barcelona, Spain)

Course Tutor:
Prof. Martin Dufva

This course will be held prior to the Advances in Microarray Technology Conference.

Who Should Attend?
The course will be suitable for scientists, technicians and engineers that plan to start making genotyping arrays. The focus will be on mutation analysis and SNP analysis but the course content may also apply for designing siRNA array designs and to some extent viral/bacterial DNA microarrays. The course will be discussing strategies for probe design and assay development using allele specific hybridization techniques and allele specific primer extension/minisequencing.

Learning Objectives
1. Understand allele specific hyridization
2. Understand allele specific primer extension/minisequencing
3. Drawbacks and strengths of the respective techniques
4. Assay development
5. Probes behaviour on surfaces


Topics and Course Organisation

Understanding allele specific hybridization
(1/2 of the course)
1. Principle of allele specific hybridization
2. Predicting probe behaviour/assay condition for probes linked to surfaces
a. Dissociation curves (effects on shape by surfaces and probes density)
b. Melting temperature (predicted vs. observed)
c. Effect of hairpins in target and probes
d. Temperature of optimal classification
3. Allele specific hybridization by dissociation kinetics
a. Real time dissociation hardware
b. Examples
4. Example of an assay development (beta globin gene)

Understanding alleles specific primer extension and minisequencing
(1/4 of the course)
1. Principles
a. On chip genotyping
b. Genotyping using universal array for sorting genotypings performed in solution
c. Priming strategy
2. Examples of arrays from the literature

Comparing primer extension/minisequencing with allele specific hybridization
(1/4 of the course)
1. Size and prize of different platforms (Affymetrix, Illumina and others)
2. Throughout/automation
3. Fabrication methods suitable for primer extension/minisequencing

Kaynak: http://www.selectbiosciences.com/conferences/Dufva_pmAMT2008/index.aspx?utm_source=SBTrngFeb08

6 Mart 2008 Perşembe

EGE BIYOTEKNOLOJI AS.

Tarihçe

Ege Biyoteknoloji A.Ş., “tüm etkinliklerini biyoteknolojinin sağladığı olanaklardan - etik kuralları içinde - yararlanarak gerçekleştirmek ve yeni teknolojiler geliştirmek ilkesi”nden yola çıkılarak 15.08.2000 tarihinde kurulmuş ve 31.12.2004 tarihinde AKOKS Çevre Sanayi A.Ş. şirketini de bünyesine alarak, çalışma alanını genişletmiştir.

Kuruluşundan bu yana “fosil yakıtların yerine sürdürülebilir alternatiflerinin oluşturulması” hedefi ile “biyodizel üretimi” konusunda uğraş veren Ege Biyoteknoloji A.Ş., geliştirdiği özgün teknolojiye dayalı üretim tesisleri kurmakta; özellikle yerli ve sürdürülebilir hammadde eldesine dönük “Sludgergy – Çamurdan Enerji” ve “Alg Projesi” gibi çağdaş araştırmalara önderlik etmektedir.

Öztüre Holding A.Ş. bünyesindeki - sektör lideri olan - “Kireç Grubu”nun 1994 yılında başlattığı “çevresel uygulamalar” alanındaki AR-GE çalışmalarını yürütmek üzere 26.02.1997 tarihinde kurulan AKOKS Çevre Sanayi A.Ş.'nin katılımını takiben, “maddenin yaşam döngüsünü destekleyen yöntemler geliştirilerek: atıkların geri dönüşüm, geri kullanım, geri kazanım olanaklarının sağlanması” hedefini de öngören Ege Biyoteknoloji A.Ş.: - kalsiyum esaslı doğal kaynaklı ve doğa dostu ürünleri ile – çevre sorunlarına, ülkemiz ekonomik koşullarını göz önüne alan; çevresel ve ekonomik olarak uygulanabilir çözümler sunmakta ve - stratejik planlama anlayışı içinde - “ALKEO-F Sistemi Destekli Fosseptik Yönetimi” ve “Katı Atık Sahalarında ALKEO-C Uygulaması” gibi çağdaş geçiş dönemi seçenekleri önermektedir.


Şirket Yapısı

Ege Biyoteknoloji A.Ş., şirketin etkinlik gösterdiği konulara: gerek meslekleri, gerekse özel ilgi alanları bakımından yakınlık duyan, genellikle genç ve amatör ruhlu, bir kısmı akademisyen olan, çok ortaklı bir vizyon şirketidir.


Kaynak: http://www.egebiyoteknoloji.com/tr/index.php